zuzumelek

  • Member since Jan 25th 2010
Last Activity

This site uses cookies. By continuing to browse this site, you are agreeing to our Cookie Policy.

  • zuzumelek -

    [size=18][align=center][color=#660066]Ümit ve Hayaller...[/color][/align][/size]





    [align=center][font='Comic Sans MS, sans-serif'][color=#999900]Hayal ve ümit işte ne güzel tamamlıyorlar birbirlerini..
    Hayal ederken aslında ümitte ederiz,zaten ümitlerimiz için hayaller kurmuyor muyuz. Çok şey vardır hayattan isteğimiz ve beklediğimiz hepsinin olması için hayal kurarız..
    Size şöyle bir soru sorsam; en son ne zaman çok istediğiniz bir şey için hayal kurdunuz?
    Yada en son ne için hayal ettiniz?
    Hayalsiz bir insan ümitsiz,ümitsiz insanda hayalsiz bir insan demektir.
    Hayalleri olmayan bir insan sizce hayatın tadını alıyor mudur yada hayatta yaşıyor mudur?
    Hayalsiz ve ümitsiz bir insan ölmüş bir insanla aynıdır yani geleceği olmayan hayal kuramaz ümit edemez,hayattan zevk alamaz. Çünkü bir düşünsenize ölmüş insan zaten hayali,ümidi olmayan hayattan göç etmiş bir fanidir. Ümit etmeyen ve hayal kurmayan bir insan zaten, yaşayan bir ölü demektir.
    Ben her zaman hayal kurarım, çünkü hayattan beklentilerim var ümit ettiğim olmasını istediğim birçok şey var.Hayal kurdukça onlara bir adım yaklaşıyorum,kendimi onlara şartlıyorum ve zamanı geldiğinde de hayat bana o isteklerimi sunuyor. Aslında hayallerimiz için yaşamıyor muyuz, mesela harika bir iş, yada harika bir ev ne bilim yada mutlu bir evlilik,hepsi hayallerimiz.

    Küçücük bir çocuğun bile hayalleri vardır, çocukken bize sorulduğunda ‘büyüdüğünde ne olmak istersin diye’ biz ne deriz, doktor, öğretmen, avukat… bunları hep hayal ederek büyüdük, bazıları bu hayallerini gerçekleştirdi,bazıları ise hayalleriyle kaldı.

    Sizce neden?
    Acaba o hayalleri için çaba sarf etimi?
    Yeterince emek harcadı mı?
    Şöyle örnek vermek istiyorum; ÖSS’ye deliler gibi hazırlanan hayalini gerçekleştirmek isteyen bir öğrenci ve ÖSS’ye hiç çalışmayan ama hayalini gerçekleştirmek isteyen bir öğrenci. Sizce hangisi hayalini gerçekleştirir? Tabi ki de deliler gibi çalışan öğrenci.İstemekle her şey bitmiyor, çaba sarf etmek,emeğinin karşılığını almak istiyorsan uğraşman gerek.

    Hayatınızdan hayallerinizi eksik etmeyin, ümitsiz yaşamayın, her zaman ümit edin[/color][/font][/align]
    [color=#990000]
    Bu arada; YAŞAMAK HAYAL ETMEKLE BAŞLAR UNUTMAYIN….[/color]

  • zuzumelek -

    [align=center][size=14][color=#660066]İki uçlu gönül[/color][/size][/align]



    [align=center][font='Comic Sans MS, sans-serif'][color=#0000ff]Kim, her dem mutlu olmak ister ki?
    Her dem kahkaha, her dem pür neşe, hangi kalbe fazla gelmez. Hangi kalbi kasvete boğup ağır gelmez hüzünsüz neşe, şen kahkaha.

    Her dem gündüz, hem ruhumuza hem bedenimize ağır gelir..

    Vakti gelir, göz kapaklarımız ağır ağır kapanır; ruhumuz karanlığın sükûnetine teslim olup başka âlemlere misafireten gitmek ister; yorgun bedenimiz gecenin kollarında dinginliğe erer.. Kim geceye manasızdır diyebilir? Kim uykunun tadını inkâr edebilir?

    Kimin kalbi aşkla kavrulurken bir damla suya hayır der? O su ki vuslattır. Yatışmayan ya da sönmeyen bir aşka hangi bünye her daim dayanabilir?

    Öte yandan, her dem gece de, bir kefesinde ruh bir kefesinde beden olan bu teraziye ağır gelir.

    Her dem keder de kalbi tarumar eder.

    Sürekli konuşanlar kadar sürekli susanlar da bize sıkıcı gelir. Kalbimiz de dilimiz de bir susar, bir konuşur. Bazen çok konuşur, bazen az. Bazen kısa aralıklarla susar. Bazen de o suskunluk uzar..

    Bir dem gelir kalbimiz kilitlenir. Dilimiz lal olur. Tüm sözler toprağın altında gömülü gibidir. Bir dem olur, dudakların asma kilidi kendiliğinden çözülür, dilden inci taneleri dökülür. Her bir söz bir kalbin teselligâhına dönüşür.

    Bir dem gelir kara bulutlar kaplar gönlümüzün semasını. Şimşekler çakar. Göğü gürler kalbimizin. Sonra bulutlardan sağanak halinde sevinç yağar.

    Yeknesak bir hayat, ruhumuza göre değildir; gönlümüz iki uçludur, hayatımız da.

    Doğumla ölüm. Vuslatla ayrılık. Boşlukla huzur. Gitmekle gelmek. Sıcakla soğuk. Açlıkla tokluk.. Bollukla kıtlık.

    Ya da;

    Kalple nefis.

    Şeytanla melek.

    Musa'yla Firavun.

    Gönlümüzün tahterevallisi uçlar arasında salınır durur.

    Arada ortalarda bir yerlerde de durur elbette tahterevalli.

    Biz kâinatın en acayip varlığız. Biz bir mucizeyiz. İki uçlu bir mucize. Gönlü iki uçlu başka hangi varlık vardır bizden gayrı?

    Akıl ve fikir meydanımız o kadar geniştir ki, ihata etmekte zorlanırız. Ve bazen de o kadar dardır ki, bir noktada hapsoluruz. Bir katrede yüzeriz. Bir zerrenin içine dalıp gideriz. Sonra bir dem gelir; âlemi bir karpuz gibi elimize alırız. Kâinat misafirliğe gelir akıl odamıza.

    Bir sabah bir kahvaltıya davetliydim. Laf lafı açarken, "hep mutluluğun her dem mutluluğun" hem bir efsane olduğunu hem de; belirtilerinden birinin "sürekli neşe içinde olma" olan iki uçlu duygulanım bozukluğunun mani safhasından bahis açmıştım ki, sevgili Emine Eroğlu "Miskin Yunus"un "Hak bir gönül verdi bana" şiirini okudu masadakilere:

    "Hak bir gönül verdi bana, ha demeden hayran olur/ Bir dem gelir şâdân olur, bir dem gelir giryan olur/ Bir dem sanırsın kış gibi, Zemahşer-î olmuş gibi/ Bir dem bişâretten doğar, hoş bağ ile bostan olur..."

    Şiir bittiğinde hepimizin, bilhassa uğraşısı insan olan biz psikiyatristlerin hikmet ehlinden öğrenecek çok şeyi olduğuna bir kere daha kanaat getirdim.

    Yıllarca kulağımızda yankılanan bu şiir insan gönlünün mühim bir özetini nasıl da güzel sunuyordu. [/color][/font][/align]